T24 Haber Merkezi
DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, çözüm sürecinin ilerlemesi konusunda atılacak adımların bekletildiğini söyledi. Doğan, “İktidar yetkililerinin yaptıkları açıklamalara bakıyoruz. Onlar sürecin kendi mecrasında yürüdüğünü ifade ediyorlar. 22 Ekim 2024’te yapılan çağrıdan bugüne Sayın Öcalan‘ın içinde bulunduğu koşullarla ilgili değişiklikler, DEM Parti İmralı heyetinin yaptığı ziyaretlerle sınırlı. Peki ‘Bunlar ne zaman değiştirilecek?’ sorusuna sıklıkla muhatap kalan bir siyasi parti olarak soruyoruz biz de: Bu koşullar ne zaman değiştirilecek? Barış ve siyasallaşma kurulu ne zaman çalışmaya başlayacak? Hangi el bekletiyor? Yani bizim göremediğimiz, bilmediğimiz, bu sürece uzanan bir el mi var? Böyle bir el mi devrede bugün? ‘Ne oluyor?’ sorusunu soruyoruz, çünkü biz sürecin ilerlemesini istiyoruz” diye sordu.
DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenleyerek gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu Doğan’ın açıklamalarından satır başları şöyle:
“Urfa Milletvekilimiz Ömer Öcalan
“Bizim ilmediğimiz, bu sürece uzanan bir el mi var?”
“Niye enfeksiyona açık bir hâlde tutuluyor?”
Sürecin zamana yayılmasına neden olan her şeyin bir şekilde çözülmesi gerektiğini zaten tüm taraflar tespit ediyor. Çünkü zamana yaymak, bu süreçte en çok kullanılan kavramla, süreci enfekte edebilir. Bu tespitte de hemfikir ise tüm taraflar, o hâlde ne bekleniyor? Niye enfeksiyona açık bir hâlde tutuluyor? Tutulmasına gerek yok.
“Hiçbir adım atılmadı”
“Ne zaman giderilecek belirsizlikler?”
Ancak demokratik siyaset alanının açılması için çıkartılan çerçeve yasanın yürürlüğüne ilişkin belirsizlikler hâlâ ortada duruyor. Ne zaman giderilecek bu belirsizlikler? Ya da bakınız, hapishanelerden örnekler vereyim. Kocaman bir liste var önümde. Tek tek isim isim herkese giremeyeceğim, herkesten bahsedemeyeceğim. Bahsedemediklerimden de özür diliyorum gerçekten. Bakınız, 30 yıl hapiste kalmış, 30 yılı aşkın zaman hapiste kalmış insanlar, hapishane koşullarında tutulamayacakken hâlen Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulları aracılığıyla hapiste tutuluyorlarsa, üstelik keyfî nedenlerle, insanlar haklı olarak sorarlar: ‘Sürecin temposuna uygun mu bu?’ diye. Kurullar çalışmazsa sorarlar.
ÖHD’nin açıkladığı verilere göre son 3 ayda en az 90 tutsağın infazı yakılmış. Her biri farklı hapishanelerde, uygulama aynı, gerekçeler de birbirinden çok farklı değil; keyfî gerekçeler. Ve onlarca hapishanede politik tutsaklara yönelik tavır neredeyse aynı desek doğru, değişmiyor. Biz bir değişim ve dönüşüm sürecinden bahsediyoruz, demokrasi yönünde değişim dönüşüm sürecinden bahsediyoruz. Şimdi siz, örneğin Ankara Sincan Cezaevinden örnek vermek istiyorum, defaatle bu kürsüden yalnızca ben söylemedim, partimizin çeşitli kurullarında çalışan arkadaşlarımız ifade ettiler; grup başkan vekillerimiz, komisyon üyesi milletvekili arkadaşlarımız, eş genel başkanlarımız… Aileler, insan hakları kuruluşları bu hapishanelerdeki uygulamaların değişmesi ve tümden bu hak ihlallerine son verilmesi gerektiği yönünde. Sincan Kadın Hapishanesinde hiçbir politik tutsak kadın şartlı tahliye hakkını kullanamıyor. Neredeyse kullandırmamak bir ilke hâline dönmüş vaziyette. Kim bunların sorumlusu?
Buradan biz Adalet Bakanlığına bir kez daha sesleniyoruz: Bunlarla ilgili bundan sonra açıklamayla falan değil, doğrudan somut adım bekliyoruz. Somut adım da bu durumun ortadan kaldırılması. Mesela Şermin Demirdağ’ın tahliyesi 8. kez neden engelleniyor? Mesela Mehmet Said Yıldırım, ağır hasta tutsak, 31 yıldır hapishanede, 75 yaşında, hayati tehlikesi var; pişman olmadığı gerekçesiyle infazı en az 2 kez uzatıldı. Yine bakınız Ali Adıyaman, Bolu’da, ‘Sayın Öcalan’ demiş dilekçesinde, infazı yakılmış ‘Sayın Öcalan’ dediği için. Bunlar iddia değil, bunlar gerçek veriler. Bu örnekler ne yazık ki kaygıları artırıyor.
“Biz de ‘Sansüre hayır, habere özgürlük’ diyeceğiz”
Öte yandan hafta sonu gazeteciler her yerde eylemde olacaklar. Niçin? Sansüre ‘Hayır’ diyebilmek için, habere özgürlük için. Şimdi bir yandan özgürlük yasalarının, bir yandan demokrasiye dönük adımların atılması gerektiği bir süreçten bahsedeceğiz; Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun raporu gün gibi ortada duracak. Öte yandan gazeteciler konuşamayacak, siyasetçiler soru soramayacak, yazarlar yazı yazamayacak, aktivistler eylem yapamayacak, hak savunucuları hak ihlallerinden bahsedemeyecek, insanlar X hesaplarından paylaşım yapamayacaklar. Sosyal medya mecralarına erişim engeli getirilecek. Televizyon kanallarının ekranları hâlâ kapatılacak. O zaman ‘OHAL gerekçesiyle kapatıldı’ söyleniyordu İMC TV’nin, Hayat TV’nin kapatıldığı zaman. Bugün olağanüstü hal yok. Yoksa niye aynı uygulama sürüyor? O günden bugüne uygulamalar değişmiyorsa toplum haklı ve gerçekten endişeli bir şekilde bize, bu haklı sorulara yönelmiş oluyor. ‘Gerçeği yazmak, halkın haber alma hakkını savunmak suç değildir’ demekten artık hicap duyuyoruz. Gazeteciler susmayacak, yazarlar yazı yazmaya devam edecek.
Demokratik, özgür, eşit bir Türkiye mücadelesi için hepimiz yan yana olmaya devam edeceğiz. Hafta sonu çeşitli illerde pek çok meslek örgütünün, basın meslek örgütünün çağrısıyla yapılacak ‘Sansüre hayır, habere özgürlük’ eylemleri var. Biz de o gün orada olacağız; gazetecilerle dayanışmak için, kendi haber alma hakkımızı, sizin haber alma hakkınızı savunmak için. Bunun aksine yapılan her şey mevcut Anayasa’ya göre bile suçtur sevgili arkadaşlar, değerli Türkiye halkları. Bir darbe Anayasası dahi bunun suç olduğunu söylüyor.”
(Editör: Sibel Yükler)